Serin bir Ankara havasında, loş ışıklı bir mekanda camın kenarında oturmaya başladım. Bazen insanlarla telepati kurduğa kesin kanaat getiriyorum. Benim bu yazıyı yazmak için prize ihtiyacım varken, onlarında oturmak için daha geniş bir masaya ihtiyaçları varmış meğer. Balkonda tek oturuyordum. Hoş zaten prize ihtiyacım olmasa da insanlara yardım etmeyi severim, yani sadece yazı yazmak için yerimi vermedim. İsabet bir karar oldu.
Loş ışıklı bir mekandayım demiştim buradan devam edeyim. Arkadan piyano eşliğinde slow parçalar çalıyor. Memnunum, sanki büyümüş gibiyim. Belki de özlüğümü kazanmış gibi hissediyorum. Emin olduğum bir şey var ki ben şuanda tek olsam da mutluyum…
Bir camın kenarındayım şimdi, üstümde şile bezinden bir gömlek var. Esiyor hava biraz üşüyorum. Ama mutluluğumu engellemeye yetmiyor.
Hayalimdeki yer aslında burası. Gelecek planlarımdan bir tanesini oluşturuyor da diyebilirim. Ankara’da veya İstanbul’da burası gibi küçük bir yer… Bir barım olsun, arkada yatak odam. Onunla yaşayayım. Müşteriler gelsin gitsin. Sonra ben onunla gecemi geçireyim.
Her an beraber olalım. Canımız isteğinde alkol alalım, canımız istediğinde son ses müzik dinleyelim…
Şimdi mekanın barında oturmaya başladım, bana yardımcı olan bargirl var. Çok tatlı biri. Oldukça sevecen ve yardım sever. İnsanlar mutlu, bir şeylerle oyalanıyorlar bense sigara dumanı eşliğinde buraya yazıyorum.
Rahatım, huzurluyum. Sanırım tek kalmalıyım. Ailem olmadan yaşamalıyım. Hayatın tadını öğrenmeliyim. Bir gece sarhoş olmayı becerip, Ankara ayazında bir durakta titreyerek sabahlamalıyım. Param kalmamalı, arkadaşımı arayıp onlarda kalmalıyım.
Ben, istediğim ben olmalıyım… Bu loş ışıkta ait olduğum yerdeyim. Sigara dumanının içinde ciğerlerim erisede, hayatı içime dolu dolu çekmeliyim.
Yanımdaki kül tablasında duran sigaraya bakıyorum. Nasılda yanıyor!.. Gözlerimi kapattım ve kendimi çalan müziğin ritmine bıraktım. Dumanın eşliğinde onun (senin) hayaline daldım…
Yanımda olduğunu düşledim. Beline sarıldığımı, başını omzuma koyduğunu resmettim beynimde… O kadar güzeldi ki. Gelecek hayallerime sahip olan bir mekanda seninle birlikteydim. Kokumu içine çekiyordun, bende esen rüzgara rağmen teninde ısınıyordum…
Müziğin sesi kesildi, dumanlar sanki beni yere fırlattı. Sıçradım ve kendime geldim. İki saniye tepksiz kaldım, algılamaya çalışıyordum. Hayaldin… Sadece hayal… Gerçek değildin, gerçek olmamıştın. Belkide bu hayalde gerçek olamazdın. Çünkü alkol kullanmazdın, böyle ortamlardan nefret ederdin…
Telefonum titredi, kendime geldim. Mesaj senden di. Yanımdaki sigaranın dumanı suratıma çarptı. Adeta tokatlamıştı beni. Yine doğru söylemiştin. Yalnızları oynuyordum. Tek başımaydım, herkes gitmişti, geriye sadece ben kalmıştım…
Seni çıkartarak düşününce, içinde bulunduğum durumdan pişman değilim. Yalnızları oynayabilirim ama sen olabilirdin yanımda. Beraber olabilirdik. Seninle birlikte de yalnızları oynayabilirdim…
Yazıyı şimdi tekrar okudum. Bir konudan başka bir konuya geçiş yapmışım. Aynı seninle konuşurken olduğu gibi… Hani sen uzaklardayken ben bir şeyler karalamıştım ya yine, okudun mu bilmiyorum: “Ankara benim için artık ‘Sen’ oldu” diye… Bir kez daha anladım. Ankara’nın benim için “Sen” olduğunu…
Bunu sonlandırırken yağmur yağmasını dilerdim. Akan göz yaşlarımı gizlesin diye. Ama düşen her damlada da sen olurdun. Suratıma çarpan her damla salaklığımı yüzüme vurmuş olurdu. Suratıma çarpan her damla, benden intikamını almış olurdu…
