Powered By Blogger

25 Kasım 2011 Cuma

Başlangıç



Serin bir Ankara havasında, loş ışıklı bir mekanda camın kenarında oturmaya başladım. Bazen insanlarla telepati kurduğa kesin kanaat getiriyorum. Benim bu yazıyı yazmak için prize ihtiyacım varken, onlarında oturmak için daha geniş bir masaya ihtiyaçları varmış meğer. Balkonda tek oturuyordum. Hoş zaten prize ihtiyacım olmasa da insanlara yardım etmeyi severim, yani sadece yazı yazmak için yerimi vermedim. İsabet bir karar oldu.
         Loş ışıklı bir mekandayım demiştim buradan devam edeyim. Arkadan piyano eşliğinde slow parçalar çalıyor. Memnunum, sanki büyümüş gibiyim. Belki de özlüğümü kazanmış gibi hissediyorum. Emin olduğum bir şey var ki ben şuanda tek olsam da mutluyum…
         Bir camın kenarındayım şimdi, üstümde şile bezinden bir gömlek var. Esiyor hava biraz üşüyorum. Ama mutluluğumu engellemeye yetmiyor.
         Hayalimdeki yer aslında burası. Gelecek planlarımdan bir tanesini oluşturuyor da diyebilirim.  Ankara’da veya İstanbul’da burası gibi küçük bir yer… Bir barım olsun, arkada yatak odam. Onunla yaşayayım. Müşteriler gelsin gitsin. Sonra ben onunla gecemi geçireyim.
         Her an beraber olalım. Canımız isteğinde alkol alalım, canımız istediğinde son ses müzik dinleyelim…
         Şimdi mekanın barında oturmaya başladım, bana  yardımcı olan bargirl var. Çok tatlı biri. Oldukça sevecen ve yardım sever. İnsanlar mutlu, bir şeylerle oyalanıyorlar bense sigara dumanı eşliğinde buraya yazıyorum.
         Rahatım, huzurluyum. Sanırım tek kalmalıyım. Ailem olmadan yaşamalıyım. Hayatın tadını öğrenmeliyim. Bir gece sarhoş olmayı becerip, Ankara ayazında bir durakta titreyerek sabahlamalıyım. Param kalmamalı, arkadaşımı arayıp onlarda kalmalıyım.
         Ben, istediğim ben olmalıyım… Bu loş ışıkta ait olduğum yerdeyim. Sigara dumanının içinde ciğerlerim erisede, hayatı içime dolu dolu çekmeliyim.
         Yanımdaki kül tablasında duran sigaraya bakıyorum. Nasılda yanıyor!.. Gözlerimi kapattım ve kendimi çalan müziğin ritmine bıraktım. Dumanın eşliğinde onun (senin) hayaline daldım…
         Yanımda olduğunu düşledim. Beline sarıldığımı, başını omzuma koyduğunu resmettim beynimde… O kadar güzeldi ki. Gelecek hayallerime sahip olan bir mekanda seninle birlikteydim. Kokumu içine çekiyordun, bende esen rüzgara rağmen teninde ısınıyordum…
         Müziğin sesi kesildi, dumanlar sanki beni yere fırlattı. Sıçradım ve kendime geldim. İki saniye tepksiz kaldım, algılamaya çalışıyordum. Hayaldin… Sadece hayal… Gerçek değildin, gerçek olmamıştın. Belkide bu hayalde gerçek olamazdın. Çünkü alkol kullanmazdın, böyle ortamlardan nefret ederdin…
         Telefonum titredi, kendime geldim. Mesaj senden di.  Yanımdaki sigaranın dumanı suratıma çarptı. Adeta tokatlamıştı beni. Yine doğru söylemiştin. Yalnızları oynuyordum. Tek başımaydım, herkes gitmişti, geriye sadece ben kalmıştım…
Seni çıkartarak düşününce, içinde bulunduğum durumdan pişman değilim. Yalnızları oynayabilirim ama sen olabilirdin yanımda. Beraber olabilirdik. Seninle birlikte de yalnızları oynayabilirdim…
Yazıyı şimdi tekrar okudum. Bir konudan başka bir konuya geçiş yapmışım. Aynı seninle konuşurken olduğu gibi… Hani sen uzaklardayken ben bir şeyler karalamıştım ya yine, okudun mu bilmiyorum: “Ankara benim için artık ‘Sen’ oldu” diye… Bir kez daha anladım. Ankara’nın benim için “Sen” olduğunu…

Bunu sonlandırırken yağmur yağmasını dilerdim. Akan göz yaşlarımı gizlesin diye. Ama düşen her damlada da sen olurdun. Suratıma çarpan her damla salaklığımı yüzüme vurmuş olurdu. Suratıma çarpan her damla, benden intikamını almış olurdu…

5 Temmuz 2011 Salı

İzmirde 29 Saat

       Evet çocukluk arkadaşım, can dostumla beraber yolculukta eşlik etmek için 29 saatliğine Ankara'dan İzmir'e gittim. Hatta şuan yoldayım Ankaraya geri dönüş yapıyorum. Yarın üniversitede dersim var ve indikten sonra direk kampüse geçeceğim. Ama onun için bu yaptıklarım az bile. Gerçekten öyle.. Biraz geçirdiğimiz zamandan bahsedeyim size.
       İlk defa İzmir'e gittim. Beğendimmi beğenmedimmi bilmiyorum. Yaşanılasımı değilmi hala karar vermiş değilim ama gördüğüm yerler dizisine bir yeri daha eklemenin mutluluğu var içimde. Saat 06:00 pm de terminale iniş yaptık Bornovaya. Daha sonra servise binip Balçovanın yolunu tuttuk. Kalacağımız yurda  gittik benim kalmam için nöbetçi memurla görüşmemiz gerekiyordu ama adam ortalıklarda yoktu. Bizde fırsattan istifade bari yemeği aradan çıkartalım dedik ve yemeğe gittik. Neyse lafı uzatmayayım yurda geri döndük. Bende nöbetçi memur dediklerinde takım elbiseli veya en azından üniformalı birilerini bekliyordum. Karşımıza bahçivan kılıklı bir amca çıktı. Şoka girdim tabi. Amca bizi sorguya tuttu falan bizde bahane uydurduk 1 gece kalacağız dedik izin verdi neyseki. Buradan kendisine teşekkürlerimi tekrar iletiyorum. Dışarda yatmamış olduk en azından. (Yani ben yatmamış oldum can dostum zaten yurtta kalabilirdi)
       Neyse girdik yurda diğer işlemleri hallettik sonra dışarı çıktık. Markete gidip soğuk içecek alıp sahil kenarında gezdik. Biraz zaman geçirdikten sonra tekrar yurda döndük tabiki. Bize verilen çarşafları falan serdik ve ders çalışmaya koyulduk. Evet koyulduk çünkü bende onunla birlikte notları okudum hehe yeni bir şeyler öğrendim. Güzel bir duygu.
       Kendimizi derse kaptırdık odanın kapısı açıktı. İçeri birden kanatlı bir hayvan girdi. Ben başımı kaldırdım bir güve ve kelebek olamayacak kadar büyük, yarasa olamayacak kadar küçük birşeydi. Başını lambaya çarptı ve yere düştü yavrucak. Baktım hemen yavru bir yarasaymış meğer. Gece rahat yatmak için kovalamak zorunda kaldık. Ranzanın altına girdi ve sabaha kadar çıkmadı yerinden. Sorun olmadıda bizim için. Kendi çapında takıldı orada.
       Gece çok sıcaktı. Anlatamam size öyle böyle değil. Ben bir akdeniz çocuğu olmama rağmen 3 yıldır ankarada kaldığım için neme dayanamadım. Gece yastık ter içinde kaldı aynı zamanda benimde başım. Korkunç bir geceydi ayrıntıya girmek istemiyorum. (Ayrıntısı ter kokulu olacak çünkü) Alarmımı saat 11 e kurmuştum. Sınav 1bucuktaydı. Geç kalmayalım dedik kahvaltımızı yapar yurttan çıkış işlemimizi tamamlar bol vakitle zaman geçiririz diye düşündük. O gecenin ilerleyen saatlerinde (yaklaşık 4 gibi) ben sızmışım ya da çok büyük bir ihtimalle bayıldım.
       Sabah oldu saat 9 olmuş içeriye güvenlik daldı ranzalara vuruyor: "Kalkın gençler yan bloğa taşınıyorsunuz!" Hassiktir! Lan daha yatacaktık nerden çıktı bu taşınma. Vay arkadaş şansımı eşek kovalasın ya! Neyse kalktım. Rutin uyanma işlerinden sonra saat 10 gibi yurttan çıktık. (Tam 2 saat erken ne yapacağız bu nem ve sıcakta hava tam 38 derece!)
        Kahvaltı yapacağımız yere gittik sırtımda çantam içinde eşyalarım ve 1bucuk litrelik su falan var Can dostumun elinde benim ve kendisinin bilgisayarları. Ne olsa beğenirsiniz. Kahvaltı yapacağımız yer kapalı! Sinirlendik. Hava çok sıscak acız ve yorgunuz. Markete gittik poğaça ve meyvesuyu aldık. Hemen içeriden bankın birini bulup oturduk. Uykulu bir iştahla yedik. Ardına gazetemizi okuduk ve yola koyulduk. Durak 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi.
       Okula vardık sonunda sohbet muhabbet akıp gidiyor. Velhasılıkelam kütüphaneye gittik. İnternete giriş çabalarımız olumsuz sonuçlandı sınava 2 saat süre var. Yapacak birşey yok. Ben İnsizyon dergisinin ilk sayısını alıp okumaya başladım. Can dostumsa başka bir tıp dergisini incelemeye koyuldu. İkimizde o kadar yorgunuz ki dergileri okurken uyukluyoruz. Bir o bir ben sırayla falan. Neyse sınav geldi çattı Can dostum sınava gitti. Bense bilgisayarımı hem şarj edip hemde oyun oynamaya başladım. Tahminimzce en fazla 1 saat sürecek sınav 3 saat 45 dk sürdü. Ben sıcaktan piştim. O da beklemekten bıkmış. Sınavı bitti Baçovadan çıktık. İstikamet Konak. Otobüs 7 dk içind geldi. Şansımıza soför çok hızlı gitti yarım saatte konağa vardık. (normal ulaşım süresi 55 - 75 dk imiş)
       Okuldan kardeşim gibi sevdiğim insanın annesiyle görüşmeler yaptım can dostum sınavdayken. Benden bir ricası vardı ve onu halletmek için güneşin altında düştük yollara. Sonucunu sizin bilmenize gerek yok biz görevimizi yaptık.
       Konaktan yürüye yürüye Alsancağa gelmişiz. Oradanda çankayaya geçtik metro için. İstikamet Bornova. Bornovaya vardık. Arkadaşla buluştuk. Küçük parkta Tavuklu-Mantarlı krep yedim (tek vazgeçilmezim). Oradan farklı 2 mekana gittik. Kararında alkol aldık. Gece clubundeydik duptıs müzikler falan. İyi geçti son saatler.
       Şimdi yoldayım işte. 2 saat olmuş hareket edeli. İstikamet Ankara/Beytepe. Yarın okula varıp kahvaltı yapıp sonra sevdiceğimle benim çimlerimize gidip yatmayı planlıyorum. O gelince beni zaten uyandırır. Sonrada derse gireriz. Öyle işte. Pek bi'şey anlamadım İzmirden ama genel olarak alsancak ve bornova güzeldi.
       Sevdiceğimle mesajlaşıp müzik dinlemeye devam ediyorum şimdi. Hadi görüşürüz.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Bir takım şeyler konuşularak halledilebilir.

Bilim Teknik grubumun lideriyle konuştum. Ailemle olan sorunlar tek tek anlattım. Kendiside canımı sıkmamam gerektiğini, ne zaman kendimi toparlarsam o zaman projelere geri dönebileceğimi söyledi. Çok hoşuma gitti tabi. Dün huzurlu yattım az da olsa.
Fakat evdeki problem hala devam ediyor. Onlarla uğraşmak yetmiyormuş gibi birde hastalık çıktı. Boğazım çok fena ağrıyor. Burnum hala tıkalı falan. Nasıl geçer bir fikrim yok. Neyse bunuda atlatırım sanırım.
Ha unutmadan sadece “Bir takım şeyler konuşularak halledilebilir.” ailemle konuşmakta fayda etmiyor. Öyle işte buralardayım. Uzun soluklu yazılar yakında geliyor. Beklemede kalın.

16 Haziran 2011 Perşembe

Birkaç Başlangıç

Birçok kişiyle konuşurum hergün. Belirli bir çevrem vardır. Okur kitlem, arkadaş kitlem, dinleyici kitlem vs... Her birinin ayrı bir yeri vardır. Başka bir deyişle insanların sınıfı vardır benim için. Bu tutumumdan dolayı kimsenin beni yargılamasına lüzum yok. Aklıma gelmişkende en başında uyarımı yapayım şuan okuduğunuz bloğun yazarı tam bir Narsist ve egosu tavan yapmış bir insandır. Ona göre bakış açılarınızı belirleyin. Boşa tartışmanın lüzumu yok, zaten çabalasanda ben göz ardı edeceğim.
Çok geniş bir kitlemin olduğu sosyal paylaşım ağlarından birini kapattım. Çeşitli nedenlerden dolayı. Artık burada yazmaya başlıyorum. Şimdilik bu kadar yeter sanırım. Bazen güncel, çoğu zaman benim hayat görüşümle ilgili yazıları bulabilirsiniz.

Görüşmek üzere...